Türk sinemasının Sultanı olarak anılan Türkan Şoray'ın, edebiyat dünyasına adım atma girişimleri ve bu süreçte yaşananlar, gazeteci C. Hakkı Zariç'in paylaştığı bir anıyla gün yüzüne çıktı. Paylaşıma göre, Türkan Şoray'ın bir dönem Yeni İstanbul gazetesinde tefrika (diziler halinde yayımlanan yazı) yayınlama arzusu olduğu ve bu yayınlar için bir yazar arayışına girdiği ortaya çıktı. Ancak bu arayış, beklenmedik bir isim tarafından farklı bir yöne evrildi.
Olayın arka planında, Türkan Şoray'ın sadece oyunculuk kimliğiyle değil, aynı zamanda edebi yönüyle de tanınma isteği yatıyor olabilir. Pek çok sanatçının kariyerlerinin belirli bir aşamasında farklı sanat dallarına yönelmesi veya kendi düşüncelerini farklı mecralarda ifade etme çabası içinde olması bilinen bir durum. Şoray'ın bu girişimi de, sanatçı kimliğini genişletme ve okuyucu kitlesiyle farklı bir bağ kurma çabasının bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Yeni İstanbul gazetesinin, böyle bir projeye ilgi duyması ise, gazetenin o dönemdeki yayın politikası ve okuyucu kitlesini çeşitlendirme stratejisiyle ilişkilendirilebilir.
Gelişmenin tetikleyicisi, Kayhan Sağlamer'in bir buluşmada yaptığı müdahale oldu. Paylaşımdaki bilgilere göre, Türkan Şoray'ın tefrika yazması için bir yazar arandığı konuşulurken, Kayhan Sağlamer'in "O yazmayacak" diyerek Adnan Özyalçıner'i işaret ettiği ve yanında getirdiği kağıtları Özyalçıner'in kucağına bıraktığı aktarılıyor. Bu durum, Şoray'ın kendi adıyla yayınlanacak bir eseri kaleme alma fikrinden vazgeçtiğini ve bunun yerine, deneyimli bir yazar olan Adnan Özyalçıner'in bu projeyi üstleneceği anlamına geliyor. Sağlamer'in bu hamlesi, projenin niteliği ve yazar tercihi konusunda belirleyici bir rol oynamış gibi görünüyor.
Bu gelişmenin olası sonuçları ve değerlendirmeleri, sanat ve edebiyat dünyasında farklı yorumlara yol açabilir. Bir yandan, Türkan Şoray'ın kendi edebi sesini bulma fırsatı kaçırılmış olabilirken, diğer yandan Adnan Özyalçıner gibi usta bir kalemin imzasını taşıyacak bir eserin ortaya çıkma ihtimali edebiyatseverler için heyecan verici olabilir. Kayhan Sağlamer'in bu müdahalesi, sanat projelerinde yazar-oyuncu iş birliklerinin nasıl şekillenebileceğine dair ilginç bir örnek teşkil ediyor. Bu olayın, Türkan Şoray'ın kariyerindeki edebi yönelimleri ve sanatçıların farklı alanlardaki potansiyellerini keşfetme çabaları açısından da önemli bir dönüm noktası olup olmadığı ilerleyen dönemlerde daha net anlaşılacaktır.