Şırnak'ta 14 yaşındaki bir çocuğa yönelik cinsel istismar suçlamasıyla yargılanan sanığın, mağdurun "rızası olduğu" ve "yaşının büyük gösterdiği" gibi gerekçelerle tahliye edilmesi kamuoyunda ve sivil toplum kuruluşlarında büyük tepkilere yol açtı. Olay, mağdur çocuğun ailesinin şikayeti üzerine başlatılan soruşturma ve ardından açılan davayla gün yüzüne çıktı. Sanığın mahkeme tarafından serbest bırakılması, çocuk istismarı ve adaletin işleyişi hakkında ciddi tartışmaları da beraberinde getirdi.
Bu gelişme, Türkiye'de çocukların korunması ve cinsel istismar suçlarıyla mücadeledeki mevcut yasal düzenlemelerin ve yargı uygulamalarının etkinliği konusundaki endişeleri yeniden gündeme taşıdı. Özellikle çocukların maruz kaldığı cinsel istismar vakalarında, mağdurun beyanlarının ve yaşının değerlendirilmesinde izlenen yöntemler, hukuki süreçlerin hassasiyetle yürütülmesini gerektiriyor. Daha önceki benzer vakalarda da yargı kararları, kamuoyu vicdanında karşılık bulmayan sonuçlara yol açmış ve yasalarda değişiklik yapılması yönünde talepleri güçlendirmişti. Bu tahliye kararı da, benzer tartışmaların alevlenmesine neden oldu.
Sanığın tahliyesine gerekçe olarak sunulan "rıza" ve "yaşın büyük gösterdiği" iddiaları, çocuk istismarı davalarında sıklıkla karşılaşılan savunma stratejileri olarak biliniyor. Uzmanlar, 18 yaşın altındaki bireylerin hukuki olarak tam rıza ehliyetine sahip olamayacağını ve yaşın küçük gösterilmesinin, suçun niteliğini değiştirmediğini vurguluyor. Şırnak'taki bu olayda da, mahkemenin bu savunmaları kabul ederek sanığı serbest bırakması, mağdur çocuğun durumu ve geleceği açısından endişe verici bulundu. Olayın detayları ve mahkemenin gerekçeli kararının tam metni kamuoyuyla paylaşılmadığı için, yargılamanın tüm boyutlarıyla anlaşılması zor olsa da, mevcut bilgiler tepkilere neden olmak için yeterli görüldü.
Bu tahliye kararının ardından, çocuk hakları savunucuları ve kadın örgütleri, yargı sisteminin çocuk istismarı konusunda daha hassas davranması gerektiği çağrısında bulundu. Mağdur çocuğun haklarının korunması ve adaletin tam olarak tecelli etmesi için itiraz yollarının açık olduğu belirtilirken, olayın takipçisi olacaklarını ifade ettiler. Bu tür kararların, benzer durumda olan diğer çocukları da olumsuz etkileyebileceği ve faillerin cesaretlenmesine yol açabileceği endişesi dile getirildi. Hukuki sürecin bundan sonraki aşamalarının, kamuoyunun beklentileri ve çocuk hakları açısından nasıl şekilleneceği yakından izlenecek.