Tarihçi Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini atan Lozan Barış Antlaşması'na yönelik eleştirilere sert tepki gösterdi. Üniversite yıllarından bu yana benzer söylemleri takip ettiğini belirten Afyoncu, antlaşmayı eleştirenlerin "Lozan şöyledir, Lozan böyledir" gibi ifadelerle durumu çarpıttığını savundu. Prof. Dr. Afyoncu, bu eleştirilere karşılık olarak, "Ya sen Lozan'ı imzalamasaydın ne imzalayacaktın yani?" sorusunu yönelterek, antlaşmanın imzalanmamasının ülkeyi nasıl bir duruma sürükleyebileceğini çarpıcı bir dille ortaya koydu. Tarihçiye göre, Lozan Antlaşması'nın reddedilmesi durumunda Türkiye'nin elinde sadece Kayseri, Sivas ve Tokat üçgeninden oluşan küçük bir devletin kalacağı öngörüsü, antlaşmanın stratejik önemini ve Türkiye'nin toprak bütünlüğünü korumasındaki kritik rolünü vurguluyor.
Lozan Barış Antlaşması, 24 Temmuz 1923'te İsviçre'nin Lozan kentinde Türkiye Büyük Millet Hükümeti temsilcileri ile İtilaf Devletleri temsilcileri arasında imzalanmıştır. Bu antlaşma, I. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı İmparatorluğu'nun paylaşılmasını öngören Sevr Antlaşması'nın yerine geçerek, modern Türkiye Cumhuriyeti'nin tapu senedi olarak kabul edilmektedir. Antlaşma ile Türkiye'nin bağımsızlığı ve egemenliği uluslararası alanda tanınmış, günümüz Türkiye sınırlarının büyük ölçüde belirlenmesi sağlanmıştır. Boğazlar, Musul, Hatay gibi önemli konuların ele alındığı antlaşma, Türk bağımsızlık mücadelesinin en önemli diplomatik zaferlerinden biri olarak tarihe geçmiştir.
Prof. Dr. Afyoncu'nun bu çıkışı, özellikle son yıllarda artan ve kamuoyunda zaman zaman tartışmalara yol açan Lozan Antlaşması'na yönelik olumsuz söylemlere karşı bir duruş sergilemesi açısından önem taşıyor. Tarihçiler ve akademisyenler arasında antlaşmanın bazı maddelerinin günümüz Türkiye'si için dezavantajlı olduğu yönünde görüşler bulunsa da, genel kanaat antlaşmanın o dönemin koşullarında Türkiye'nin çıkarlarını en iyi şekilde koruduğu yönündedir. Afyoncu'nun ifadeleri, bu eleştirilerin gerçekçi bir zemine oturmadığını ve antlaşmanın ülkenin varlığı açısından ne denli hayati bir öneme sahip olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Afyoncu'nun "Kayseri, Sivas, Tokat üçgeninden oluşan bir devlet" benzetmesi, antlaşmanın imzalanmaması halinde Türkiye'nin toprak bütünlüğünün ciddi şekilde tehlikeye gireceğini ve ülkenin siyasi ve coğrafi olarak küçülmek zorunda kalacağını ima ediyor. Bu durum, Lozan Antlaşması'nın sadece bir toprak paylaşımı değil, aynı zamanda modern Türkiye'nin kuruluşunun ve geleceğinin teminatı olduğunu gösteriyor. Tarihçinin bu net ve kararlı duruşu, kamuoyunda antlaşmaya dair doğru bilginin yayılmasına katkı sağlama potansiyeli taşıyor.