Gazeteci Mehmet Aksel, kaleme aldığı son yazısında Türkiye'deki toplumsal yapıya dair çarpıcı bir analiz sunarak, 'ortadakiler' olarak nitelendirdiği kesimin toplumsal ilerlemeye katkı sağlamadığını iddia etti. Aksel, tarımdan sanata, ekonomiden bürokrasiye kadar pek çok alanda varlık gösteren bu grubun, somut bir ilerleme veya gelişim yaratmadığını öne sürdü. Yazısında, "Tarlada aracı, mutfakta aracı, kasada aracı, kredide aracı, konsoloslukta aracı, sahnede aracı, gişede aracı, durakta aracı, hastanede aracı. Hiçbiri taş üstüne taş koymuyor." ifadeleriyle bu durumu özetleyen Aksel, bu geniş kesimin sadece aracılık rolü üstlendiğini ve nihayetinde toplumsal kalkınmaya somut bir katkı sunmadığını vurguladı.
Aksel'in analizine göre, bahsedilen 'ortadakiler' grubu, ekonomik döngülerde, bürokratik süreçlerde ve hatta kültürel alanlarda birer köprü vazifesi görse de, bu köprülerin bir sonraki adıma geçişi sağlamadığı belirtiliyor. Kredi mekanizmalarındaki aracılar, tarımsal ürünlerin pazarlanmasındaki aracı firmalar, sanatsal üretimlerin izleyiciye ulaşmasındaki dağıtım ağları ve hatta kamu hizmetlerinin sunulduğu noktalardaki görevliler dahi, Aksel'in bakış açısına göre, kendi alanlarında birer 'aracı' konumunda kalıyor. Bu durumun, verimlilik ve katma değer yaratma potansiyelini düşürdüğü ve toplumsal kaynakların etkin kullanılmasını engellediği yorumu yapılıyor.
Mehmet Aksel'in bu eleştirisi, Türkiye'nin ekonomik ve sosyal dinamikleri üzerine önemli bir tartışma zemini hazırlıyor. 'Ortadakiler'in pasif aracılık rolünün, yenilikçiliği ve proaktif gelişimi nasıl engellediği sorusu gündeme gelirken, bu durumun uzun vadede toplumsal refah ve sürdürülebilir kalkınma üzerindeki etkileri merak ediliyor. Aksel'in yazısı, mevcut sistemdeki verimsizliklere dikkat çekerek, daha etkin ve üretken bir toplumsal yapı için atılması gereken adımlar üzerine düşünmeye sevk ediyor.
