İstanbul'da meydana gelen ve 14 kişinin hayatını kaybettiği Ezgi Apartmanı'nın yıkılmasıyla ilgili davada, tutuklu sanıklar Fikret Kervancıoğlu ve Mehmet Pekel'in şirketlerinin kamu kurumlarına dondurma sattığı ortaya çıktı. Davada her iki sanık için 876'şar yıla kadar hapis cezası talep ediliyor. Kervancıoğlu ve Pekel'in ortağı olduğu şirketin, Sağlık Bakanlığı, çeşitli belediyeler, polis evleri ve hatta cezaevleri gibi kurumlara dondurma tedarik ettiği belirlendi. Bu durum, apartman sakinlerinin can güvenliği hiçe sayıldığı iddialarıyla birlikte, kamu kaynaklarının kullanıldığı ihalelerdeki denetim mekanizmalarını da sorgulatır nitelikte.
Ezgi Apartmanı, 2020 yılında yaşanan şiddetli yağışlar sonrası ani bir şekilde yıkılmış, olayda 14 kişi yaşamını yitirmişti. Yapılan incelemelerde, apartmanın projesine aykırı tadilatlar yapıldığı ve zemin etüdünün yetersiz olduğu tespit edilmişti. Davanın sanıkları arasında bulunan müteahhitler Fikret Kervancıoğlu ve Mehmet Pekel, apartmanın ruhsatlandırma ve inşaat süreçlerindeki ihmallerle suçlanıyor. Sanıklar hakkında "olası kastla öldürme" ve "yaralama" gibi suçlamalarla ağır hapis cezaları isteniyor. Bu yeni gelişme, sanıkların ticari faaliyetlerinin boyutunu ve kamu kurumlarıyla olan ilişkilerini gözler önüne sererek, davaya yeni bir boyut kazandırdı.
Şirketin, Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastaneler, çeşitli il ve ilçe belediyeleri, polis teşkilatına ait polis evleri ve hatta cezaevleri gibi kamuya hizmet veren kuruluşlara dondurma sattığına dair belgeler basına yansıdı. Belediyelerin bu tedarikler için binlerce lira ödeme yaptığı belirtiliyor. Bu durum, apartman faciasının sorumluları olarak görülen kişilerin, aynı zamanda kamu ihaleleri yoluyla devletle iş yaptığını ve bu işlerden gelir elde ettiğini gösteriyor. Kamu ihalelerinde şeffaflık ve denetimin ne denli önemli olduğu bir kez daha gündeme gelirken, bu tür firmaların kamu kurumlarına mal ve hizmet tedarik etme süreçlerindeki yeterliliklerinin sorgulanması gerektiği yorumları yapılıyor.
Ezgi Apartmanı davasının bu yeni boyutu, kamuoyu vicdanında derin yaralar açan bir trajedinin sorumlularının, aynı zamanda kamu kaynaklarından da faydalandığını ortaya koyuyor. Uzmanlar, bu tür durumların yaşanmaması için kamu ihalelerinin çok daha sıkı denetlenmesi, firmaların geçmiş sicillerinin detaylı olarak incelenmesi ve şeffaflık ilkelerinin en üst düzeyde gözetilmesi gerektiğini vurguluyor. Davanın ilerleyen süreçlerinde, bu ticari ilişkilerin yargılamaya ne ölçüde etki edeceği merak konusu olmaya devam ediyor. Olay, hem can kayıplarının sorumluluğunu hem de kamu kaynaklarının kullanımındaki denetim eksikliğini bir araya getirerek önemli bir tartışma zemini oluşturuyor.