Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), 2026 yılının ilk altı aylık döneminde toplam 88 milyar 900 milyon TL'lik bir harcama gerçekleştirdi. Bu rakam, kurumun yıllık bütçesinin önemli bir bölümünü oluştururken, dini hizmetlerin yanı sıra eğitim, sosyal yardımlar ve uluslararası faaliyetler gibi geniş bir yelpazeyi kapsayan harcamaların boyutunu gözler önüne seriyor.
Bu harcama rakamı, Türkiye'nin kamu harcamaları içindeki Diyanet'in payını ve faaliyet alanlarının çeşitliliğini yeniden gündeme taşıdı. Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın belirlediği laiklik ilkesi çerçevesinde faaliyet gösteren bir kamu kurumu olmasına rağmen, geniş bir teşkilat yapısına ve çeşitli hizmet alanlarına sahip bulunuyor. Bu hizmetler arasında cami hizmetleri, din eğitimi, hutbe ve vaaz faaliyetleri, dini danışmanlık, uluslararası dini ilişkiler ve dini yayınlar gibi kalemler yer alıyor. Ayrıca, son yıllarda artan sosyal sorumluluk projeleri ve afet bölgelerindeki insani yardımlar da Diyanet'in harcama kalemleri arasında önemli bir yer tutmaya başladı.
2026'nın ilk yarısında kaydedilen 88,9 milyar TL'lik harcamanın detayları incelendiğinde, personel giderleri, dini eğitim kurumlarının işletme maliyetleri, yayın basım ve dağıtım giderleri, uluslararası projelere aktarılan kaynaklar ve sosyal yardım programlarının finansmanı gibi kalemlerin öne çıktığı görülüyor. Özellikle artan enflasyonist ortam ve küresel ekonomik dalgalanmaların, kurumun maliyetlerini etkilediği ve harcama kalemlerinde artışa neden olduğu tahmin ediliyor. Bu dönemdeki harcamaların, geçen yıllara kıyasla nominal olarak bir artış gösterdiği ancak reel olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.
Bu yüksek harcama rakamı, kamuoyunda Diyanet'in bütçesi ve harcamalarının şeffaflığına ilişkin tartışmaları da beraberinde getiriyor. Uzmanlar, bu tür büyük kamu harcamalarının detaylı bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmasının, hesap verilebilirliği artıracağını ve kaynakların etkin kullanımına dair kamu güvenini pekiştireceğini vurguluyor. Diyanet'in faaliyet alanlarının genişliği ve toplumsal rolünün artmasıyla birlikte, harcamalarının da bu doğrultuda şekillendiği ancak bu harcamaların toplumsal fayda ve önceliklerle ne ölçüde örtüştüğünün de sürekli olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade ediliyor.