6 Şubat 2023'te meydana gelen ve 11 ili etkileyen yıkıcı depremlerin ardından kayıp başvuruları devam ederken, Suna Öztürk'ün hikayesi, depremin yarattığı acı ve belirsizliği gözler önüne seriyor. Öztürk, depremde kaybolan 52 kişinin yakınlarından biri olarak, enkaz altında kalan sevdiklerinin akıbetini öğrenme umuduyla yaşam mücadelesi veriyor. Bu durum, deprem felaketinin sadece fiziksel yıkımla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda derin insani trajedilere de yol açtığını bir kez daha hatırlatıyor.
Öztürk'ün yaşadığı acı, özellikle Hatay'da yerle bir olan Rönesans Rezidans özelinde daha da belirginleşiyor. Kahramanmaraş merkezli 7,7 büyüklüğündeki depremin merkez üssüne yakınlığıyla bilinen Hatay'da, 'cennetten bir köşe' olarak tanıtılan ve lüks konut projesi olarak lanse edilen Rönesans Rezidans, saniyeler içinde devasa bir enkaz yığınına dönüştü. Bu rezidans, depremde hayatını kaybeden ve hala kimlikleri belirlenemeyen veya kayıp olan birçok insanın yaşadığı yerdi. Yapı denetimindeki eksiklikler, zemin etüdü sorunları ve olası usulsüzlükler gibi faktörlerin, bu kadar modern ve güvenli olması beklenen bir yapının neden bu kadar kolay yıkıldığına dair soruları beraberinde getirmesi bekleniyor.
Rönesans Rezidans'ın yıkılmasıyla ortaya çıkan tablo, Türkiye'nin deprem gerçeğiyle yüzleşme gerekliliğini bir kez daha vurguluyor. Suna Öztürk gibi kayıp yakınlarının adalet arayışı ve gerçeğin ortaya çıkması talebi, bu tür felaketlerin tekrarlanmaması için atılması gereken adımların önemini ortaya koyuyor. Yıkılan binaların sorumlularının tespiti, yapı güvenliği standartlarının iyileştirilmesi ve afetlere karşı daha dirençli bir şehirleşme modelinin benimsenmesi, gelecekte yaşanabilecek benzer trajedilerin önüne geçilmesi adına kritik önem taşıyor. Kayıp kişilerin akıbetinin aydınlatılması ve sorumluların hesap vermesi, hem mağdurların acılarının hafifletilmesi hem de toplumsal güvenin yeniden tesis edilmesi açısından elzem görünüyor.
