Valilik tarafından yapılan bir yazışmada, veli izni ve onayı alınmadan, fiili ehliyeti bulunmayan bir çocuğun beyanlarının ve imzalarının alındığının belirtilmesi, çocuk hakları ve adalet sistemindeki sorgulama süreçlerine ilişkin önemli tartışmaları yeniden alevlendirdi. Paylaşılan belgede, "Başvurucunun fiili ehliyeti olmayan çocuğundan veli eşliği, rızası/ onamı dışında alınan beyanların, imzaların ve tutulan tutanakların bir nüshası (...) ilişikte gönderilmiştir." ifadesi yer alırken, bu durumun çocukların hukuki süreçlerdeki hassasiyetini ve veli haklarını göz ardı ettiği yönünde eleştirilere neden oldu.
Bu gelişme, Türkiye'de çocukların adalet sistemindeki yeri ve haklarının korunması konusunda süregelen tartışmaların bir uzantısı olarak görülüyor. Çocukların, özellikle de yaş küçüklüğü nedeniyle fiili ehliyeti bulunmayanların, hukuki süreçlerde nasıl temsil edileceği, beyanlarının nasıl alınacağı ve bu süreçlerde velilerinin rolünün ne olması gerektiği gibi konular, uzun süredir insan hakları savunucuları ve hukukçular tarafından gündeme getiriliyor. Mevcut yasal düzenlemeler, çocukların yüksek yararını gözeterek onları her türlü istismardan ve baskıdan korumayı amaçlasa da, uygulamada bu hassasiyetin ne kadar gözetildiği zaman zaman soru işaretleri yaratabiliyor.
Valilik yazısındaki bu ifade, söz konusu çocuğun bir soruşturma veya hukuki işlem kapsamında, velisinin bilgisi ve onayı olmadan ifadeye çağrılmış veya sorgulanmış olabileceği ihtimalini güçlendiriyor. Hukuk sisteminde, özellikle ceza muhakemesinde, şüpheli veya tanık olarak ifade alınacak kişinin haklarının korunması esastır. Çocuklar söz konusu olduğunda ise bu haklar daha da genişletilir. Veli veya vasisinin hazır bulunması, çocuğun anlayabileceği bir dilde açıklama yapılması ve baskı altında ifade alınmaması gibi güvenceler, çocukların ruh sağlığını ve adil yargılanma hakkını korumak adına büyük önem taşımaktadır. Valilik yazısındaki "veli eşliği, rızası/ onamı dışında" ifadesi, bu temel güvencelerin ihlal edilmiş olabileceği endişesini doğuruyor.
Bu durumun olası sonuçları arasında, alınan beyanların hukuki geçerliliğinin sorgulanması ve soruşturmanın/davanın selameti açısından bu ifadelerin delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı tartışmaları yer alıyor. Ayrıca, bu tür uygulamaların çocukların devlete ve adalet sistemine olan güvenini sarsabileceği, ilerleyen yaşlarda travmalara yol açabileceği de uzmanlar tarafından dile getiriliyor. Konuyla ilgili olarak ilgili kurumların daha şeffaf ve çocuk odaklı politikalar izlemesi, mevcut yasal düzenlemelerin uygulanmasında azami dikkat gösterilmesi ve gerektiğinde mevzuatın güncellenmesi gerektiği yönünde çağrılar yapılması bekleniyor.