Bilim insanı ve tarihçi Prof. Dr. Celal Şengör, ünlü Rus yazar Leo Tolstoy'un ölümsüz eseri 'Anna Karenina' karakterine yönelik sert ifadelerle gündeme geldi. Şengör, katıldığı bir programda, romanın ana karakteri Anna Karenina'nın kocasına ihanet ederek bir subayla ilişki yaşamasını eleştirerek, bu durumu 'orospu' olarak nitelendirdiğini belirtti. Kendisini 'muhafazakar' olarak tanımlayan Şengör, karakterin eylemlerinin kendisinde tiksinti uyandırdığını ifade etti. Bu yorumlar, sosyal medyada ve edebiyat çevrelerinde geniş yankı buldu.
Şengör'ün bu çıkışı, edebiyatın toplumsal değerler ve ahlaki yargılarla olan ilişkisini yeniden tartışmaya açtı. 'Anna Karenina', yayımlandığı 1877 yılından bu yana, dönemin Rus toplumundaki ikiyüzlülüğü, kadınların toplumsal konumunu ve aşk, evlilik, sadakat gibi kavramları sorgulayan derinlikli bir eser olarak kabul ediliyor. Anna'nın yaşadığı aşk ve bunun getirdiği toplumsal dışlanma, romanın merkezinde yer alıyor. Şengör'ün yorumu, edebi karakterlere günümüz ahlaki ve toplumsal değerleriyle yaklaşımın ne kadar doğru olduğu sorusunu akıllara getirdi.
Bilim insanının 'muhafazakarım' vurgusu ve bu kimliği üzerinden yaptığı ahlaki değerlendirme, özellikle edebi metinlerin yorumlanmasında nesnellik ilkesini ön plana çıkaran çevrelerce eleştirildi. Edebiyat eleştirmenleri, edebi eserlerin yazıldığı dönemin koşulları ve yazarın sanatsal kaygıları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Karakterlerin eylemlerinin, okuyucunun kişisel ahlaki değerleriyle örtüşmeyebileceği, ancak bu durumun eserin edebi değerini veya tarihsel bağlamını değiştirmeyeceği belirtiliyor. Şengör'ün bu konudaki ısrarcı tavrı, edebiyatın farklı okumalara açık yapısını ve kişisel yorumların sınırlarını tartışmaya açtı.
Celal Şengör'ün Anna Karenina karakterine yönelik kullandığı dil ve gerekçelendirmesi, edebiyatseverler ve entelektüel çevrelerde farklı görüşlerin ortaya çıkmasına neden oldu. Bazı kesimler, Şengör'ün samimi bir değerlendirme yaptığını ve toplumsal değerlere vurgu yaptığını savunurken, diğerleri ise edebi bir eserin bu denli sert ve yargılayıcı bir dille eleştirilmesinin doğru olmadığını dile getirdi. Bu tartışma, edebiyatın sadece estetik bir olgu olmadığını, aynı zamanda toplumsal ve bireysel değerlerle de etkileşim halinde olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Şengör'ün bu konudaki tutumu, önümüzdeki günlerde de tartışılmaya devam edecek gibi görünüyor.