Gazeteci Fatih Altaylı'nın Teke Tek programına konuk olan bilim insanı Prof. Dr. Celal Şengör, Leo Tolstoy'un ölümsüz eseri 'Anna Karenina' karakteri üzerinden yaptığı çarpıcı yorumlarla gündeme geldi. Altaylı'nın, "Kocasına ihanet edip bir subayla yatan bir kadına başka ne dersin?" sorusuna Şengör, "Anna Karenina'yı okudum, karımın yaptıklarından midem bulandı." yanıtını verdi. Bu sözler, edebiyat dünyasında ve sosyal medyada geniş yankı buldu.
Şengör'ün bu çıkışı, edebiyatın toplumsal ahlak ve bireysel davranışlar üzerindeki etkilerini yeniden tartışmaya açtı. 'Anna Karenina', Rus edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilir ve ana karakter Anna'nın, toplumun dayattığı evlilik kurallarına karşı gelerek yaşadığı tutkulu aşk ve trajik sonu ele alır. Eser, yayınlandığı dönemden bu yana farklı yorumlara ve eleştirilere konu olmuş, karakterin eylemleri ahlaki, sosyal ve psikolojik açılardan incelenmiştir. Şengör'ün yorumu, eserin klasikleşmiş okumalarından farklı bir bakış açısı sunarak, karakterin eylemlerine yönelik sert bir ahlaki yargıda bulunuyor.
Programda, Fatih Altaylı'nın Anna Karenina karakterinin yaşadığı ilişkilere dair sorduğu soru üzerine Celal Şengör, Tolstoy'un eserini okuduğunu belirterek, karakterin eylemlerini kendi kişisel ahlak anlayışıyla değerlendirdiğini ifade etti. Şengör'ün "karımın yaptıklarından midem bulandı" şeklindeki ifadesi, Anna Karenina karakterinin eylemlerini kendi özel hayatındaki bir duruma benzetme veya bu türden eylemlere karşı duyduğu genel tiksintiyi dile getirme şeklinde yorumlandı. Bu türden kişisel ve sert ifadeler, kamuoyunda farklı görüşlerin ortaya çıkmasına neden olurken, edebiyat eserlerinin bireyler üzerindeki etkilerini ve bu etkilerin nasıl kişisel yorumlara dönüştüğünü de gözler önüne seriyor.
Celal Şengör'ün bu yorumu, edebiyat eleştirisi ve toplumsal değerler bağlamında önemli bir tartışma zemini oluşturdu. Bazı kesimler, Şengör'ün karakteri sert bir dille eleştirmesini edebi bir yorumdan ziyade kişisel bir tepki olarak değerlendirirken, bazıları ise eserin ele aldığı ahlaki ikilemleri ve karakterin seçimlerini bu türden sert yargılarla değerlendirmenin edebiyatın doğasına aykırı olduğunu savundu. Edebiyatın, okuyucuyu farklı bakış açılarıyla düşünmeye sevk etmesi gerektiği, ancak bu türden kişisel ve yargılayıcı yorumların eserin derinliğini gölgeleyebileceği yönünde görüşler de dile getirildi. Bu tartışma, 'Anna Karenina' gibi klasik eserlerin günümüzde hala nasıl farklı okumalara ve güçlü tepkilere yol açabildiğini gösteriyor.