Gazeteci Berna Can, ROK (Rasim Ozan Kütahyalı) ve Cem Küçük'ün kariyer çizgilerini inceleyerek, Türk medyasının nasıl bir 'operasyon aygıtına' dönüştüğüne dair çarpıcı iddialarda bulundu. Can, bu iki ismin medya platformlarındaki yükselişini ve sergilediği yayın çizgisini, medyanın toplumsal algı yönetimi ve belirli gündemleri dayatma aracı olarak kullanılmasına örnek gösterdi. Bu değerlendirme, özellikle son yıllarda gazetecilik etiği ve bağımsızlığı üzerine yapılan tartışmalar bağlamında dikkat çekiyor.
Son yıllarda Türkiye'de medya ekosisteminde yaşanan dönüşümler, gazeteciliğin rolü ve işleyişi hakkında önemli soruları gündeme getiriyor. Özellikle belirli siyasi ve ekonomik odaklarla ilişkilendirilen medya kuruluşları ve bu kuruluşlarda görev alan bazı figürler, kamuoyunda geniş yankı buluyor. Berna Can'ın ROK ve Cem Küçük özelinde dile getirdiği eleştiriler, bu genel tablo içinde medyanın nasıl bir araçsallaştırma sürecine tabi tutulduğu sorusunu merkeze alıyor. Can'a göre, bu isimlerin kariyerlerindeki değişimler ve sergiledikleri yayın politikaları, medyanın sadece bilgi aktarma işlevini aştığını, aynı zamanda belirli grupların çıkarlarını koruyan veya ilerleten bir 'operasyonel aygıt' haline geldiğini gösteriyor.
Bu tür eleştiriler, medyanın demokratik toplumlardaki işleviyle çelişiyor. Bağımsız ve özgür bir medya, kamuoyunu bilgilendirme, denetleme ve farklı seslere alan açma gibi temel görevleri üstlenir. Ancak Can'ın vurguladığı gibi, eğer medya organları ve içindeki bazı kişiler, belirli bir çizgiye çekilerek veya belirli bir misyonu yerine getirmek üzere konumlandırılarak kullanılıyorsa, bu durumun toplumsal kutuplaşmayı artırabileceği ve sağlıklı bir kamusal tartışma ortamını zedeleyebileceği endişesi doğuyor. ROK ve Cem Küçük'ün kariyer yolculuklarının bu bağlamda incelenmesi, medyanın siyasi ve toplumsal dinamikler içindeki yerini ve etkisini anlamak açısından önem taşıyor.
Berna Can'ın bu konudaki değerlendirmeleri, medyanın sadece haber kaynağı olmanın ötesinde, toplumsal ve siyasi süreçleri şekillendirmede ne denli güçlü bir potansiyele sahip olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Eğer Can'ın iddiaları doğrultusunda medyanın bir 'operasyon aygıtı' olarak kullanıldığına dair kanıtlar ortaya konulursa, bu durumun hem gazetecilik mesleğinin itibarı hem de demokratik süreçlerin sağlığı açısından ciddi sonuçları olacağı aşikardır. Bu tür bir eleştiri, aynı zamanda medya okuryazarlığının önemini ve vatandaşların sunulan bilgiyi eleştirel bir süzgeçten geçirme gerekliliğini de vurgulamaktadır.